DCU’nun yeni halkası hiç olmadığı kadar rahatsız edici!
James Gunn’ın ipleri eline alışıyla tamamen baştan kurulan yeni DC evreni, DC karakterlerini daha önce hiç görmediğimiz türden filmlerin içinde keşfetmemizi sağlıyor. Superman ile güçlü bir şekilde başlayan bu yolculuk, Supergirl filmiyle biraz sarsıldı. Ancak geçtiğimiz aylarda HBO MAX’de yayınlanan Lanterns dizisi Green Lantern hikayelerinden tanıdığımız bu karakterleri daha önce hiç görmediğimiz bir atmosferle bir araya getirerek ortaya çok farklı bir iş çıkarttı. Her yapımı farklı bir şekilde ele alarak tamamen yeni ve daha önce hiç denenmemiş türlere cesurca dalmaları şimdilik bu yeni evrenin en sevdiğim tarafı. True Detective vari Green Lanterns dizisinin ardından bunun son örneği de Clayface. Daha önce hiçbir live action yapımda yer almayan bu karakterin hikayesi, yine daha önce hiçbir DC yapımının yer vermediği bir tür ile anlatılıyor: Body Horror.
Tabii muhtemelen bu türe aşina olmayan, hatta bu türle ilk defa tanışacak olan çok büyük bir izleyici kitlesinin de filmi izleyeceğini tahmin ettikleri için Clayface body horror türüne dahil olsa da bu türün en yumuşak örneklerinden biri olmuş. Rahatsız edici gore sahnelerinin sayısı az olmasının yanısıra bunların süresi de oldukça kısıtlı. Yine de türün bütün özelliklerini taşıyor. Hatta bu body horror kısımları bence filmin en başarılı anları. Karakterin güçlerini nasıl farklı şekillerde kullanabileceğine oldukça kafa yordukları çok belli, filmde bu anlardaki yaratıcılığıyla izleyicileri oldukça etkileyen sahneler bulunuyor. Yani özetle türe giriş niteliğinde olmasına ve body horror sahnelerinin süresi oldukça kısıtlı olmasına rağmen bu kısıtlı sürede etkileyici anlar çıkarmayı başarmışlar.

Özellikle The Haunting of Hill House (2018) dizisi ile korku türünün hızla yükselen isimlerinden birine dönüşen Mike Flanagan Clayface’in de senaryosunda yer alıyor. Ona eşlik eden kişi ise Drive (2011) filmi ile Obi-Wan Kenobi (2022) dizisinin yazarı Hossein Amini. Açıkçası senaryo bence Clayface’in en zayıf noktası. Ana karakterin yazımı başarılı olsa da özellikle yan karakterler çok problemli. Filmde biri hariç yan karakterlerin hepsi kötü niyetli karakterler ve bu filmin yaratmaya çalıştığı gerçekçi atmosferi oldukça zedeliyor. Sırayla her karakterin yaptığı başka bir kötülüğün ortaya çıkması filmin inandırıcılığını yaralıyor. Bu şekilde yazılmasının sebebi muhtemelen Gotham’ın ne kadar yozlaştığını gösterme çabası ancak yine de en azından birkaç gri karakter daha eklemek bence filmin atmosferine ve yazımına çok katkı sağlardı. Maalesef bu haliyle sığ ve basit bir senaryoya sahip.
Senaryoyla ilgili problemler yalnızca bununla da sınırlı değil. Özellikle sonlara doğru karakterlerin aldığı anlık kararlar çok anlamsız hissettiriyor. Karakterlerlerin dönüşümlerini gösteren, motivasyonlarını açığa çıkaran sahneler olmadığı için izlerken bu anlamsız kararları sorgulamadan edemiyorsunuz. Filmin bir özü, vermek istediği bir mesaj, anlatmak istediği bir hikayesi yok, yalnızca iyi bir fikri var ve sırtını tamamen buna yaslıyor.
Filmin yetersiz kalan bir diğer özelliği de temposu. Film, harika bir gece kulübü sekansında zirveye çıktıktan sonra adım adım düşüyor. Aksiyon, gerilim, korku, her ögesiyle gerçekten tatmin edici hissettiren bu gece kulübü sahnesi finalde yer almış olsa yarattığı his çok daha farklı olabilirdi. Ancak senaryosunda bahsettiğim problemler finalde arşa çıktığı için finali de çok zayıf ve etkisiz kalıyor.

Body horror kısımlarının başarılı olduğundan bahsetmiştim, tabii ki bunun en büyük sebebi plastik makyaj ve görsel efektler. Deri dokusunu başarıyla aktaran, filmdeki her kesiği tamamen gerçekçi hissettiren makyaj ve görsel efekt ekibini tebrik etmek gerekiyor. Filmin müzik ve ses tarafında çok fazla ön plana çıktığı anlar olmasa da özellikle bu sahnelerdeki ses efektlerinin de filme katkısı oldukça fazla. Ayrıca salonda izleyiciden çıkan seslere dayanarak jumpscare sahnelerinin ve şaşırtmacaların izleyiciye geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim ki bu da bir yönetmenlik başarısı.
“It’s just skin, a very small part of who we are.”
-Matt Hagen
Özetle Clayface bence potansiyeline ulaşamamış olmasına rağmen cesur, özgün ve süper kahraman filmleri arasında örneklerinin artmasını istediğim türden bir film. Muhtemelen bu film sayesinde body horror türüyle tanışan çok fazla izleyici olacak. Tam da bu yüzden yeni türler keşfetmek, bunları görülmedik karakterlerle harmanlamak çok değerli. Eğer daha önce hiç body horror türünde bir film izlemediyseniz bu film iyi bir başlangıç noktası.
Senaryosunda ve temposunda ciddi problemler olmasına rağmen korku-gerilim filmlerini seven ve DC evrenine ilgi duyan insanların filmden memnun ayrılacağını düşünüyorum. Umarım bu tarz filmlerin sayısı artar ve sonrasında gelen her film bir öncekinin üstüne koyarak devam eder.
